Pazar, Şubat 07, 2010

dylan istanbul'da!


dylan'ın mayıs sonunda istanbul'a geleceğini öğrendiğim gündür bugün !!!

Cuma, Şubat 05, 2010

anlayamadığım insanlar var ama bazılarını hiç anlamıyorum.işte birkaç tanesi;

- kürk giymiş sokakta köpeğini dolaştıran kadınlar
-dolmuşa ilk binip en arka köşeye kurulup, dolmuş dolunca (ne demekse) elden ele en arkadan en öne parasını uzattıran, insan tiplemesi
- her zaman rejimde olanlar

daha var da sonra yazacağım.

Salı, Ocak 12, 2010

mavi saçlar bana çok yakıştı

sevgili gönülcüğümün elinden çıkmış bir fotoğraf. burası haliç köprüsü, ayaklarına dolanmış merdivenlerinden yukarı çıkıp otoyolun dibinde kendinizi bulabilirsiniz. çok tekin bir yer olduğunu söyleyemem ama çok güzel manzarası olduğu kesin.

Cuma, Ocak 08, 2010

.

nasıl vakit buluyor insanlar da -pekcokseyden- geri kalmıyorlar anlamıyorum
kendimi korku filminde korkulan seyden kaçmaya çalışan ama koşamayan insanlar gibi hissediyorum. ayakkabılarım büyüyor da büyüyor, ağırlaşıyor da ağırlaşıyor.
kitap okumak istiyorum, saat 12 olmus oluyor, 1.sayfanın sonunda uyuya kalıyorum.
film filan zaten izlemiyorum, sinemaya gitme ortalamam 3 ayda bir.
(avatara bir haftada iki kere giderek ortalamamı 3 ayda bire kadar yükselttim, artık siz düşünün)
iş yerindeki işler sanki elime yapışıyor, bitmek bilmiyor, bir bakıyorum saat olmuş beş.
haftasonu tatilleri desen? 2 gün napıyorum da yapcağım şeyleri yapmadan geçiyor muamma.
yıllık tatil zaten arada bul. 185 ülke olan bir gezegende senede bir ülke görsem, istediğimi yapmak için elf olmam lazım, ama değilim şimdilik.

Cumartesi, Aralık 12, 2009

fisun için

lisedeyken ne kadar çirkindik hatırlıyor musun
o gözlükler ve ayakkabılarımız
ama o radyo programımız
ben lale, hayır jale, hayır lale sıradaki jale
senin ranzanın üstüne birşeyler yazmıştım
neydi hatırlayamadım şimdi
ama güzel birşeylerdi
bir eylüldü
hastalanmıştın da üstüne 4 kat battaniye örtüp gitmiştik tantikiyle
eve döndüğümüzde ne fırçalamıştın bizi ama iyileşmiştin de.
hatırlıyor musun geceler hain düşman diye başlardı şarkın
pek severdin
konuştuklarımızı kasete çekmiştik bir keresinde
fondaki ortaçgil ve yüzüğün masaya çarpması.
sesimiz neden helyum yemişiz gibi olmuştu ki?
hatırlıyor musun
gruplardaki odayı su bastırışımı, sabaha kadar temizlemeye çalıştığımızı
senin attığın bütün toplar deliksiz girerdi ben de çok iyi koşardım
ikimizi toplasan harika bir ilk 5lik olurduk.
93, hazırlık de
ondan sonra da hep beraber oturduk zaten
her yerde
bir de hep aynı günlerde regli olurduk
seninle
sen bunu çok teorik açıklardın hanımefendi.
peki neden aynı anda iki insanın sol kulağı acır açıklayabilir misin?
birbirimizin hep en kötü özelliklerini mi aldık?
kendini tost makinesi zannediyordun
sırf evdeki gürültüden uzak olsun diye
dincilerin yurdunda kalıyordun bir ara
kalıyordun da ne oluyordu
hiç ders çalışmıyordun
bir de sarhoş sarhoş o yurda gidip
insanları dumur etmiştin
pencerede vampir beklerdin
sana kalsa her gece korku filmi izlerdik
it can't rain all the time derdin
saçlarını mavi siyaha boyatırdın
hep aynı şarkıyı çalardın gitarda
sen benim kompozisyonları ben de senin ingilizce yazılını yapardım
patatas bravas
haydi göle gidelim
sana pembeli derlerdi bizim sitede. cok prim yapmıstın o t shirtle. 15 sene once.
ama 18 yaşından sonra 4-5 sene boyunca sadece siyah giydin
neden böyle birşey yaptığını kimse bilmiyor sen dahil.
soğan biber nedir bilmezdin, ah ne çok yemek seçerdin
şimdi annen bana teşekkür ediyor
eski zurich'de renkli bir havalandırma pervanesi vardı
cranberries çalıyordu. nasıl da şok olmuştuk bu gerçek mi diye
hatırlıyormusun insanları takip ederdik eğlence olsun diye
bir de rastgele sokaklara girerdik, birinde ne korkmuştuk.
lisede bir keresinde bozusmustuk da uyuyamamıştık
ertesi gün de gülmüştük halimize
saçlarımızın arkasını kazıtmıştık,
sorsan dünyanın en cool insanlarıydık
hatırlıyor musun
okulun tuvaletinin çatısına çıkardık orda sigara içerdik
sırf eğlence olsun diye.
hatırlıyor musun
ben senin velindim, benim imzamla yurttan izin alıp bizde kalırdın
bana iyi davran yoksa imzalamam derdim
bak en sonunda bozacı da oldum sayende
artık senin için atabileceğim başka bir imza kalmadı sanırım.
geçen ay 30'una girdin.
doğum günü hediyesi wee istemişsin
ne iyi ki hiç büyüyemeyeceksin
canının istemediği şeyleri yapmamaya devam ettiğin uzun & harika
içinde hep olduğum
bir hayatın olucak
papatya.

Cuma, Aralık 04, 2009

Turkiye'nin en telasli ve olmak istemedigim yeri hangisi karar veremiyorum.harem mi yoksa esenler otogari mi?yola cikmaktan sogutuyorlar adami.hic unutmam yarim saat onceden gittigim halde harem'de otobusumu kacirmistim.umarim bugun basima boyle birsey gelmez.

Çarşamba, Aralık 02, 2009

london calling


ben de yıllardır düşünüyordum bu london calling albüm kapağı neden pembe yeşil yazılmış diye. bugüne kısmetmiş öğrenmek.
bu harika albümün 30. yıl dönümü.
geçen gün rüyamda joe strummer'ı gördüm, rahmetli yine kafamı karıştırdı gitti.

Pazartesi, Kasım 23, 2009

bir küvetin kaderi

kendimi nedense şu yol kenarındaki küvet gibi hissediyorum bugün.
hangi lastik patlak, hangisi değil?

jantlar

kabarcıklar

sıkıldım
sanırım o yüzden çeşitli yerlerimde toplam 12 tane kırmızı kabarcık çıktı. acaba bu kabarcıklar nereden gelip nereye gidiyorlar?
ve daha önemlisi daha ne kadar kalacaklar? ben bir kabarcık olsam benimle takılmaktan hoşlanırdım. ama bu kabarcıkların benim gibi olmadıklarını rahatlıkla söyleyebilirim. iğneleyeci, ıssırgan ve ısrarcı bunlar.
uzun bir tatile ihtiyacımız var, hem kabarcıklarımın hem de benim.

Perşembe, Kasım 12, 2009

ufuk yazısı "ufuk"
alın çizgisi "-------"
ufuk çizgisi "----o----"
çizgi yazısı "çizgi"
ufuktaki alın yazısı

ne oldu ya
domuz gribi oldum galiba
bir ağaç

the tree

bir çiçek

orkide

ne farkı var ki.
hergün aynı şeyleri yapıyorlar.
insanlar da işte böyle.

Cumartesi, Ekim 24, 2009

salyangozları çok kıskanıyorum

bahar aylarında yağmurdan sonra sokaklarda yürürken lütfen herkes dikkatli olsun. çünkü salyongozlar o zaman ortalığa dökülüyorlar ve yanlışlıkla üstlerine basıp onları ezmek işten bile olmuyor. hayatlarını zaten zor koşullarda yürütüyorlar. çoğunlukla sudan oluştukları için yazları kuruma, kışları da donma tehlikesi altında yaşıyorlar. buharlaşarak ölmek ne kadar korkunçtur düşünsenize. yıllar önce bizim evde bir akvaryum vardı, annem ben artık bu balıklarla uğraşmak istemiyorum, istiyorsanız siz abinle kendiniz bakın dedi. biz de tamam dedik. daha sonra onları evin bir köşesinde tamamen unuttuk ve fark ettiğimizde akvaryumun içindeki su buharlaşmıştı. ama tabi bizim balıklar susuzluktan değil açlıktan ölmüşlerdi. herneyse, kısacası kimse bakamayacağı birşeye sahip olmamalı hayatta.
salyangozlara dönersek.. herkes onlara saygılı olmalı, onlar bu zamanın çok ötesinde yaşıyorlar, çevrelerinde insanlar ve diğer hayvanlar sağa sola koşuştururken onlar sakin ve emin hareketlerle ilerliyorlar ve son derece huzurlular. düşünsenize eğer bir salyangoz olsaydınız; etrafınız görmek istemediğiniz insanlarla dolu olduğunda ya da bir yere gidip beğenmediğinizde, ne biliyim uykunuz geldiğinde, kötü bir şarkı çalmaya başladığında, birisi saçmaladığında, hemen hooppp içinize dönüp ortamdan uzaklaşabilme şansınız olurdu.ama olmuyor.

Perşembe, Ekim 15, 2009

southern lights

bugün göküyüzü pamuk şekeri gibiydi ve ben dünyadaki çikolata stoklarını bitirdiğim için göz altına alındım.

Salı, Ekim 13, 2009

13 ekim

speed

bugün doğum günüm. yıllar işte yukardaki gibi geciyor!

kendime az önce bir hediye daha aldım. ama bununla istediğim şeyi nasıl yapacağım hakkında en ufak bir fikrim bile yok. ama onu guzel yapan da bu zaten. çektiğim fotoğrafları koyduğum harika bir web sitem olacak. ben olmasaydım bu hayatta ne yapardım bilmiyorum. iyi ki varım ve bu yüzden çok da mutluyum.

geçen hafta 13 ekim 1919'da doğmuş birisiyle tanıştım. insanlarla genelde ikinci cümlede aynı gün doğduğunuzu farketmezsiniz ama yaşlı birisi sizin yanınıza gelip elinizdeki makinaya bakıp "bence benim fotoğrafımı çekmelisin çünkü haftaya 90 yaşına giriyorum" derse sizin de haftaya doğum gününüzse farkedersiniz!

not :facebooku haz etmiyorum hem de hiç. eğer şuan düşündüğüm gibi düşünmeye devam edersem, anlık bir nefret değilse bu sene içinde hesabımı kapatmak istiyorum.

Cuma, Eylül 25, 2009

insan bazen dusunuyor yani neden türk oldugunu izlandalı falan olmadıgını ya da aborjin.

20 eylül'de dünyada bir ülkede bir sürü insan hergün girdiği internet sitesine girememiş aşağıdaki açıklamayla karşılaşmıştır:

Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir.
T.C. Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 26.06.2009 tarih ve 2009/45 sayılı kararı gereği erişime kapanmıştır.

youtube'dan sonra myspace ve last.fm'i de kapattık sırada blogger ve facebook da olmalı. bence külliyen paralel bir web olmalı ülkemiz için artık bunun vakti geldi, devir değişti, dünya kötü, uymamak lazım. kendi yağımızda kavrulmalıyız biz. ne derler bilirsiniz, türkün türkten başka dostu yoktur. dışarda kıyamet koparken bizim kafamızı deve kuşu gibi kuma gömmemizin ne sakıncası var, dışarda neler olup bittiğinden yeni şeylerden haberdar olmak niye. zaten türk gençlerinin böyle gruplar kurup albüm falan çıkarıp müzik yapmalarına sonra da internetten bunu diğer insanlara yaymasına son derece karşıydım isabet oldu. yapacak daha önemli bir işiniz yok mu çocuklar? ha diğer müzisyenleri grupları dinlemeyi çok istiyorsanız zaten bu yersiz sitelere ihtiyacınız yok, 2 kilo domates parasına beatles'ın bütün albümlerini tek bir dvd'den alabilirsiniz hemen aşağıdaki köşeden. problem yok, korkmak yok, yola devam.

burdan ülke mahkemelerine şükranlarımı sunuyorum, çok yoğun çalışıyorlar, ergenekon'a ne oldu sahi? açalım bakalım ana haber bültenini neler olmuş bugün. ama isterseniz muppet show da izleyebilirsiniz.